“Okumuş”un Şerri!

İmamın cenazede ettiği lafın şunlardan pek de bir farkı yok: “Eşeğe altın semer de vursalar, eşek yine eşektir” veya “Eğitim cehaleti alır; eşeklik baki kalır”

15 Temmuz 2016 gecesi yapılmaya çalışılan darbe girişimi sırasında Boğaz Köprüsü’ndeki arbedede öldürülen Erol Olçak ile evladının cenaze töreninde imamın “… bilhassa okumuşların şerrinden muhafaza eyle ya Rabbi” dileği tartışmalara yol açtı.

AKP’nin uzun yıllardır medya işlerini de yaptığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Gül ve pek çok üst düzey devlet adamı ve politikacıların da katıldığı bir törende sarf edildi bu sözler.

Akabinde bazı okumuşlar bu değerlendirmeye tepki gösterdi. Mesela şov dünyasından bir kişi ilk gelen vahyin bile “oku” olduğunun altını çizerek imamı eleştirdi.

Öncelikle bir şeyi tespit etmek gerekir ki, işaret edilen ayet, dış mana olarak bir metin okuma anlamına gelse de iç mana olarak “gördüklerinden bir anlam çıkar” anlamına gelir. Gündelik hayatımızda da bu ifadeyi kullanırız. Örneğin deriz ki “TSK’daki bu durumu nasıl okuyorsunuz?”. Buradaki “okumak” eylemi bir kitap veya metin okumayı değil, bir değerlendirme yapmayı, analiz etmeyi, tefekkürü, kalben akletmeyi işaret eder.

İmamın “okumuşlar”dan kastının dış manaya daha yakın olduğu yorumu yanlış olmayacaktır. Okumuş; yani eğitim almış kişi.

Peki imamın bu temennisi eleştirilmeli mi yoksa bir totoloji olarak yerli yerinde bırakılmalı mı?

Şu değerlendirmeyi yaparak analiz edilebilir: Okumuş bir kişi topluma ne tür zararlar verebilir? Peki cahil bir kişi ?

Kişinin cahilliği arttıkça onun topluma zarar verme gücü de o oranda azalacaktır. Burada cahillikten kasıt, okul bitirmek anlamında değil; her türlü bilgiden yoksun olma ile ilgili. Örneğin bir silahı kullanmasını bilmeyen bir kişi, bilene göre daha cahildir. Bu manada “cahilliğin zirvesi”, saf bir çocukluk halidir. Hepimiz bu evreden geçtik; çocukluğun kötülük bilmez o saflığını tattık; hala anımsar ve “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diyerek ah çekeriz!

Cahillik zirvesinden aşağı indikçe bilmeye başlarız. Veya bilmeye başladıkça cahillik zirvesinden aşağı ineriz.

Bilmeye başladıkça, insanın trajedisini idrak ettikçe (hepimiz öleceğiz), bu trajediye giden karanlık sokakları gördükçe (karnımı doyurmazsam ölebilirim, cebimde para olmazsa evime yiyecek götüremeyebilirim vd) kötülük de ister istemez içimizde büyümeye başlar. Nasıl? Nefsin içine gizlenerek!

Olay elbette ki bu kadar basit değil. Her okuyan kötü olacak diye bir kural yok. Ama şurası da bir gerçek ki sanayi toplumunun güdümündeki eğitim sistemi eğitmekten ziyade öğretmeye odaklıdır. Bilgileri transfer eder ama kişiyi adam etme yolunda pek çaba sarf etmez. Bu güdümlü tabloda akıl vardır ama hikmet olmak zorunda değildir. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra “modernite”nin (bu laf rahatsız ediyorsa, “kapitalizm” de denilebilir; aynı şey) güdümüne giren toplumlarda eğitim sistemi bu şekilde dönüş(türül)müştür dense pek de yanlış olmaz.

İşte okumuşların şerrinden korunma isteği bu hassas noktayı işaret etmektedir. Bu lafın “Eşeğe altın semer de vursalar, eşek yine eşektir” veya “Eğitim cehaleti alır; eşeklik baki kalır” gibi laflardan pek de bir farkı yoktur. Olsa olsa şöyle bir nüans resme dahil edilebilir: Eğitim sayesinde eşek, daha geniş çapta eşeklik yapma imkanlarına erişme fırsatı bulur.

21.yüzyılda tabloyu şöyle değerlendirmek zamanın ruhunu okumak açısından daha sağlıklı olacaktır. Dijitalleşme insanın o saf çocuk veya “cahil” kalma hakkını giderek elinden alıyor. Çocuklar çok daha erken yaşta büyüyor, saf çocuk halinden çıkmak istemeyebilecek bireyler, ceplerine giren ve sosyal medyaya bağlanma özelliği olan telefonlar sayesinde “cahil kalamıyor”.

Altı çizilmesi gereken bir husus daha var : Kişi ya okumuştur ya da saf çocuk gibi cahildir demek tam doğru olmaz. Bu iki kutup arasında pek çok farklı gri ton da yer alır. Hatta o kadar ileri gidilebilir ki büyümüş hiç bir insanın “saf çocuk” seviyesinde cahil kalamayacağı bile iddia edilebilir.

Zaman zaman “oy”unun değersizliği nedeniyle gündeme gelen “çoban” bile sonuçta iki koyunu güdecek kadar, sürüyü otlatmaya götürüp getirecek kadar, sürüden hiç bir hayvanın eksilmemesini sağlayacak kadar bilgilidir.

Bu açıdan bakıldığında, aslında imamın dileği (kendisi dahil) neredeyse herkesi resme dahil eder. Saf çocuklar hariç!

Sonuç olarak bu yazının da dış manası cehaleti övmek şekilde yorumlanabilir. Ancak asıl mesaj, eğitimin sadece kuru bilgi ile sınırlı kalmamasının, fakat bireyi de eğitmesinin, ilk vahiydeki “oku” emrini idrak edebilecek, hem çevresini (dışı) hem de kendisini (içi) okuyabilecek şekilde hikmetlendirilmesinin önemini vurgulamaktır.

Hikmetin resimden çıkarılmış olması bir tesadüf veya norm değildir. İşin özünde kapitalizmin bireyi bir makine olarak görmesi yatmaktadır; üreten ve (tercihan ürettiğinden daha çok) tüketen bir makine.

Modernite özne ile nesnenin birliğini bölmüş; nesneye odaklanmıştır. Her türlü maddi imkana sahip olan modern bireyin içindeki boşluğu dolduramaması neyle ilgili sanıyorsunuz?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s