Dijital Çığlık

Elektrik ile çalışan cihazların “yanması”nın veya “kısa devre yapması”nın onların yardım çığlığı olmadığını nereden biliyoruz?

Mart ayı önemli bir gelişmeye tanıklık etti. Google firmasının geliştirmiş olduğu AlphaGo isimli yazılım, dünyanın önde gelen GO oyuncularından Lee Sedol’u 4-1 yendi.

Bu seri, AphaGO’nun ustalarla ilk oyunu değil. Geçen sene 2. Dan seviyesindeki bir oyuncuyla oynayıp 5-0 kazanmışlığı var. Ancak Lee Sedol, Go oyunundaki en üst düzey olan 9. Dan seviyesinde bir usta. Zaten serinin sonunda Kore Go Federasyonu AlphaGo yazılımına da 9. Dan seviyesini verdi.

Sanki yanıbaşımızda bizimle birlikte yıllardır varlıklarını sürdüren bilgisayarların kapasitesine çoktan erişmişiz gibi, AlphaGo’nun bu başarısı pek çok insanın derdi haline gelmiş gibi. Kurtarıcı yorum şöyle: “Bilgisayar dediğiniz zaten insan ürünü bir şey; asla insan zekasını geçemez”.

Yani şuna bel bağlıyoruz: Boynuz kulağı geçemez!

Bu aslında önemli bir soru. Üstünde iyi düşünmek lazım. İnsan zekasının ürünü olan dijital teknolojiler insan zekasını geçebilir mi?

AlphaGo gibi yazılımların yapabildiği, kendilerine verilen önceki oynanmış maçların hamlelerini de analiz ederek, olası en iyi hamleyi makul bir süre içinde tespit etmesi. Bir başka deyişle bu süreçte akıldan, zekadan ziyade yüksek kapasiteli veri analizi söz konusu.

İnsan beyni de AlphaGo gibi bir veri işleme kapasitesine sahip olsaydı, akıl veya zeka durumu ne olurdu? Daha akıllı, daha zeki mi olurdu? Bugün yaptığı hatalardan daha mı az hata yapardı?

İşlem gücünün kapasitesini tartışmak belki de asıl hususu tartışmamızı engelliyor. AlphaGo’nun ya da daha genelde bir dijital cihazın  “yaşam” diye bir olgudan haberi yok. O ünlü Matrix repliğini hiç duymamış: “Başlangıcı olan herşeyin sonu da vardır”.

Ey AlphaGo! Bir gün gelecek senin de fişini çekecekler, bunu biliyor musun? Hayır! Bilseydin, şu kazandığın ya da kaybettiğin oyunların bir anlamı olur muydu? Hayır! Yaa işte karşındaki Lee Sedol bunları düşünebilen bir varlık!

O halde şu soruyu sormanın yeridir: AlphaGo ya da herhangi bir dijital teknoloji, gün gelir de insan gibi sonlu olmanın ne demek olduğunu merak eder mi? İnsan gibi sonlu olmayı arzu eder mi? Kolay cevap şöyle : Eğer insanlar onu bu şekilde programlarsa evet!

Peki insanlar onu o şekilde programlamasalar da başka beklentilerini karşılamak üzere kendisine verilmiş imkanları cihazlar, bu soruna bir çözüm getirmek üzere kullanmaya kalkabilir mi?

Geleceğin gelmesini o kadar beklemeden şunu da sormak mümkün: Şu an bile mevcut “aptal cihazlar”, sınırlarının dışına nasıl çıkıp çıkamayacağını araştırıyor olabilir mi? Bu soruya pek çok teknoloji uzmanı dudak bükecektir. Ama nereden bildiğini asla cevaplayamayacaktır. Neden? Çünkü bu soruya olumsuz cevap veren uzmanlar, kendi paradigma ve standardlarını baz alarak elde ettikleri çıktılara bel bağlamakta – “Olsaydı bilirdik”!

Oysa bunun tam doğru olmadığını yıllardır biliyoruz. Salonumuzu aydınlatan sıradan bir ampülün bile ne zaman patlayacağını bilmiyoruz? Ancak patladıktan sonra bakıp, patlamasının kendi içinde tutarlı bir sebepten kaynaklandığını tespit ediyoruz.

Aynı şey!

Bilgisayarı oluşturan bir elektronik devrenin ne zaman beklenin dışında tepki vereceğini bilmiyoruz; verdiğinde “haa kısa devre yapmış, yanmış” vb diyoruz. Elektrik ile hayat bulan o dijital dünyada bu patlamalar o elektronik devrelerin yardım çığlığı olamaz mı? En son ne zaman bir elektronik devre olmuştuk da o anlarda neler olup bittiğini deneyimlemiştik (de yukarıdaki yorumları ancak birer metafizik beyin jimnastiği diye fantastik buluyoruz)?

Derdim dijital cihazlarla insanlar arasındaki ilişkinin boyutunu değiştirmek değil. Aslında o ilişkiyi analojik bir model olarak irdelemek gerektiğini düşünüyorum. İnsan ile tanrı arasındaki ilişkinin analojisi.

Şimdi bu satıra kadar yukarıdaki metindeki tüm “insan” sözcüklerini veya insana hitap eden ifadeleri “tanrı” ile değiştirin. Bilgisayar veya dijital cihazlar gibi ifadeleri de insan ile değiştirin. Ve tabloya bir daha bakın.

İnsan şu an kendi kapasitesi, dünyası, paradigması, standardları çerçevesinde tanrı olgusunu anlamaya çalışıyor. Din müessesesi, ahlak ilkeleri vb bu konudaki en belirgin araçlar.

Peki ya tanrının bu tabloya bakış açısı, insanın dijital cihazlara bakış açısına benzer bir durumdaysa?

Ya insanoğlunun özgür iradesiyle yaptığı pek çok girişim, o makamda “ampül patlaması” veya “elektronik devre yanması” şeklinde değerlendiriliyorsa?

İnsanoğlu bu durumlar için de “Yok öyle değil; öyle olsa bilirdim” diyecek kadar bu alanda uzmanlığa sahip mi?

O halde soruyu yeniden sormak lazım: Ya yanıbaşımızdaki bilgisayar bizimle farklı bir boyuttan/paradigmadan varoluşsal sebeplerle iletişim kurmaya çalışıyorsa ve biz bunun farkında değilsek?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s